image description

KIŞ ZAMANI FIRTINA


Kaçkarlar’a sırtını dayamış Fırtına Vadisi’nin kaplıcasıyla bilinen Ayder ve ana vadide yer alan köylerine kısa bir yolculuk yapmanın zamanı yoktur ama kış olsa bu yolculuk daha da ilgi çekici olabilir.

Doğu Karadeniz denilince akla ilk gelen yerleri saymaya kalksak ilk üç yerde mutlaka yer alan alanlardan biri Ayder olur. Ayder, bir zamanların sessiz ve sakin bir yaylasıyken, kaplıcasının fark edilmesiyle son on yılda cazibe merkezi haline gelen bir turizm buluşma noktası oldu. Karadeniz gezilerine katılıp da Ayder’e uğramayan hemen hemen yok gibidir; ancak turizm anlayışının biraz hoyratça uygulanması sonucu bu güzelim eski yaylanın da hızla betonlaşması, bina sayısının artması birtakım sorunlarla boğuşmasına zemin hazırladı. Bazı ziyaretçiler Ayder’in bu haline çok üzülüp, bir an evvel çözülmesini beklerken bazıları da belki bir daha gelmemek üzere ayrıldılar. Ancak ne olursa olsun Ayder hala önemini koruyan bir vadinin içinde yer alıyor ve yüksek dağlara ulaşmanın olmazsa olmaz geçit noktalarından biri. Özellikle yaz aylarında nüfusunun on katına çıktığını gözlemleyebildiğimiz Ayder, henüz kış turizmi pek gelişmediğinden bir sessizliğe bürünür adeta. İşte o zaman o sessizlikle birlikte Ayder’in karşı yamaçlarına doluşan karları, rüzgarın sesini, ağaçkakanların büyük gürgen ağaçlarına yaptığı salvoların ritmini dinlemek için en ideal zamandır. Tabii bununla da kalmaz Ayder’in sessizliğine kışın da açık olan kaplıcanın tenhalığından faydalanarak misafir olmak, açık olan bir iki mekânda yerel mutfağı tatmak ve Şubat ayında yapılan “Kardanadam” festivaline tanık olmak da ayrı bir güzellik sunuyor.

 Çamlıhemşin’den yukarı vadilere yolculuk 

 Fırtına Vadisi’nin derenin kestiği alanlarında kurulu; sağlı sollu köyler vardır. İlçe merkezini geçtikten sonra da yukarılara doğru devam edildiğinde, çok sayıda köyün yanından geçmiş oluyorsunuz. Bu köylerin bir kısmı yoldan bakıldığında net olarak gözükse de bazılarını görmek için tepelere tırmanmak gerekir. Çinçiva (Şenyuva) köyü ise dağınık yapısıyla oldukça geniş köylerden biri. İlçe merkezine beş kilometrelik bir mesafede konumlanan Şenyuva köyü; ana yol kenarından bakıldığında kendisine dair epey ipucu veriyor. Ama bu köyü vadi içindeki diğer köylerden ayıran tarihsel özellikleri de var. Örneğin; 1910 yılında Şenyuva’da “Hemşin Terakki ve Teavün Cemiyeti” adı altında bir dernek kuran Hemşinliler; burada dönemin Lazistan Mebusu Necati Memişoğlu’nun yardımlarıyla bir Rüştiye kurmuş. Bu Rüştiye, İstanbul’da DarûlFûnun’u bulunan eğitim durumuna baktığımızda oldukça ileri bir hamle olarak göze çarpıyor. Elbette bu bina bugün ayakta değil ama okul olarak uzun yıllar hizmet vermiş. Gelgelelim köyün içinde yer alan ve kitabesinin Fırtına deresinin taştığı 70’li yıllarda kaybolduğu söylenen ancak 1699 tarihinde yapıldığı bilinen taş kemer köprüsü de görülesi bir başka güzellik. Köprüden Çinçiva Kahve’ye doğru yürüyüp, kahvede molalanmanız mümkün.  Dağları ve tepeleri seyrederken; bir taraftan aklınız bu insanların bu evleri nasıl buralara yerleştirdiğiyle meşgul olabilir. Bu özellikli coğrafya diğer taraftan da Yüreğine Sor, Bal, Sonbahar gibi filmlere plato olmuş bir yer aynı zamanda.

 Girip yerden selamlasam…

Dere kenarındaki evlerde oturanlar, kışın daha çok bulunuyorlar köylerinde; kendilerine bir yaşam alanı oluşturma çabası olanlar da var, Sisi gibi geleneği devam ettiren bağımsız mekânlar da. Yıllar evvel Kaçkarlar’ı yabancı turistlerle tanıştıran Savaş Güney’in Sisi’si. Şimdi oğlunda ve emin ellerde. Satırları yazılmamış bir öykünün başlangıcı gibi yaşayan şen insanlar ülkesi; bulutların, sislerin, yağmurların, karların mücadelesini aşıp gelmiş ve bekliyorlar belki de umutsuzca yolcu ettiklerini. Şenyuva yazın kalabalıklaşıyor ama kışın oldukça tenhalaşıyor; yaşlı nüfusun yanında kalan gençlerin sayısı az da olsa var. Şenyuva’ya hangi mevsim uğrarsanız uğrayın; açık kapılara selam verin, yerli insanlarla tanışın ve ne kadar eşsiz bir tabiatta yaşadıklarını onlara hatırlatın.

Bereketi bol zamanlar…

Kışın yaşamak zor da olsa, beyazın eşitliğinde, yüksekleri mesken tutmuş Hemşinliler’in masal coğrafyasındaki yolculuğu devam ediyor. Her biri asırlık kestaneden yapılmış ahşap evlerin, konakların sessiz tanıklıklarında yaşam devam ediyor. Kışın güzden kalan meyvelerin depolanmasıyla bereketini de yaşatıyor bir şekilde ama en güzeli sessizliğin içinde, karın her yeri güzelleştiren deminde yaşamın izini sürmek…

YORUM YAPIN